0555 000 00 00  |   [email protected]  |  
Menü

Sinemada Gençlik Filmleri

Sinemada Gençlik Filmleri

Altınsay, İbrahim. Videoda gençlik filmleri: Asi Gençlik (Rebel Without a Cause) - Batı Yakasının Hikayesi (West Side Story) – Aşk Mevsimi (The Graduate) –Easy Rider – Rebriskie Point – Hair – Cumartesi Gecesi Ateşi (Saturday Night Fever) – Nefes Nefese (Breathless) – İnsan Değildiler (Class of 1984) – Footloose. Gelişim Sinema (6) 1985, 54 ss.

VİDEODA GENÇLİK FİLMLERİ
İBRAHİM ALTINSAY 1985
 
Yaşamın en coşkulu ve fırtınalı dilimi olan gençlik dönemine ve bu dönemi yaşayan gençlere az ya da çok değinmeden edemediği için hemen hemen her film bir "gençlik filmi" sayılabilir izleyicisinin ana iskeletini gençlerin oluşturduğu da düşünülürse sinemanın kendisini bir "gençlik sanatı, ya da iletişim aracı saymak yanlış olmaz. Filmlerdeki bir davranış, bir melodi, bir giysi, giderek bir tip, kimlik arayışındaki gençlerce çabucak benimsenip kitlesel bir yaygınlık kazanabilir Sinemanın yaygınlığının bir nedeni de bu olabilir.
 
Konumuzu daha da sınırlarsak, gençliğin, 15-25 yaşlar arasında toplumsal konum ve kimliği henüz belirlenmemiş, ya da belirlenmekte olan kitle olduğunu söyleyebiliriz Bu açıdan bakıldığında, kuşkusuz, bir de bu dönemin sorunlarına ve insanlarına doğrudan eğilen "gençlik filmleri'de var Akla hemen Truffaut'un Antoine Doinel dizisi,Godard'ın A Bout deSouffle sı, Pierrot le Fou'su ve tüm filmlerine yayılan gençlik uçarılığı geliyor Yeni Dalga'nın belki de temelini oluşturan bu gençlik havası, her ülkede ve dönemde farklı bir yönelim kazanıyor; örneğin, alıcının arkasındakiler ve önündekiler açısından Batı Alman sineması savaş sonrası gençliği sorgularken Doğu Avrupalılar (Çekler, Polonyalılar ve Macarlar) gençlik sorunları temelinde sistemin değerlendirilmesine yöneliyorlar. Ancak, olumlu ya da olumsuz olduğuna girmeksizin belirtelim ki, bir "janr" olarak gençlik sinemasına, sınırları en belirlenmiş, doğrudan bir biçimde yaklaşan sinema. Amerikan sineması Hem filmlerin geniş bir endüstriyel üretimin ürünleri oluşu hem de izleyici konusunda son derece duyarlı olması Amerikan sinemasının türler konusunda epeyce kategorik davranmasına yol açıyor belki Bu bakımdan videodaki gençlik filmlerinin bazılarını tanıtırken kendimizi ABD sinemasıyla sınırladık Ayrıca video kulüplerde (henüz) daha çokAmerikan filmleri bulunuyor Filmlere geçmeden önce, sinema ve gençlik denince unutulmaması, olanak esirgenmemesi gereken bir "gençlik sineması" daha bulunduğunu belirtelim. Gençlerin salt "izleyici olarak kalmayıp alıcı arkasına geçerek büyük bir tutkuyla yaptığı ya da yapmaya çalıştığı bir sinema bu. Her ülke hasbelkader bir "genç sinema"ya sahipken, bizim gençlerimizin tasarladıklarının birazcığını bile gerçekleştiremedikleri, hiç olmazsa "Gençlik Yılı" nedeniyle hatırlanır umarız.
 
ASİ GENÇLİK
(Rebel Without a Cause)
 
Y: Nicholas Ray / S: Stewart Stern/ G.y. : Ernest Haller/ M: Leonard Rosenman/ O: James Dean, Natalie Wood, Jim Backus, Sal Mineo, Ann Doran, Denis Hopper/ 111 dak./ABD, 1955.
Gençlik sineması denince akla gelen ilk film... Zenginlik ve huzur simgesi Amerikan banliyösünde (suburbia) varlıklı bir ailenin uyumsuz çocuğu yoksul mahalle çocuklarına uyuyor. Sonunda başı polisle derde giriyor.
McCarthizmin hışmına uğrayarak Amerika'yı terk etmek zorunda kalan ve bir daha doğru dürüst bir şey yapamayan Nicholas Ray, bu en önemli filminde ilk kez yoksul semtlerde geçmeyen bir "asi gençlik" öyküsü anlatarak 1950'lerin mutlu, zengin ve istikrarlı Amerika görüntüsü altındaki şiddeti, insanlararası ilişkilerdeki sevgisizliği ortaya çıkarıyor.
Ray, köklü mimari eğitiminden gelen bir sezgiyle, temelinde uyumsuzluğun ve karşı çıkışın yattığı öyküyü, banliyönün geniş bakımlı bahçelerine, gösterişli evlerine ve parklarına taşıyor, huzurlu şarkin yaz gecelerine oturtuyor. Sanki, 1960'larda patlayacak gençlik hareketlerinin 1950'lerde olgunlaşmakta olan tohumlarını gösterir gibi... Katı ve huzursuz alıcı hareketleriyle birleşince Ray'in özgünlük kazanan üslubu Amerika'dan çok Avrupa'da beğeni kazanmış ve onu "Auteur (yaratıcı)" düzeyine çıkartmıştı.
Filmin üslubu kadar önemli bir başka öğesi de James Dean... Çizdiği, huzursuz, öfkeli ve alıngan genç tipiyle, 1960'larda, kendilerine sunulan belirlenmiş yaşam biçimine tepki duyup da tepkisini tam ifade edemeyen "uyumsuz" gençliği haberliyor Dean. Ve "Dean Efsanesi"nde, dramatik yaşamı ve ölümü kadar oyunculuğunun da payı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
 
***
 
BATI YAKASININ HİKÂYESİ
(West Side Story)
   
Y: Robert Wise, Jerome Robins/ S: Arthur Laurents'in Shakespeare'e dayanarak yazdığı oyundan Ernest Lehman/ C.y. : Daniel L. Fapp/ M: Leonard Bernstein/ O: Natalie Wood, Richard Beymer, Russ Tumbyln, Rita Moreno, George Chakiris / 155 dak. / ABD 1961.
Dönemin büyük gişe hasılatlı filmlerine imzasını atan Wise, o yıllara damgasını vurarak bir sürü Oscar alan bu filmde, Shakespeare'in Romeo ve Juliet trajedisini New York'un kenar semtlerine oturtuyor. Biri beyaz biri Porto Rikolu iki "tertemiz" genç aşklarının önüne dikilen ırksal farkların ve en fazlası sustalı kullanmaya varan gençlik çetelerinin kavgalarının kurbanı oluyor..
Film özünde çok terbiyeli bir melodram. Büyük kent gençliğinin ruh haline girme gibi bir sorunu yok. Bütün derdi çağdaş bir yoksul genç masalıyla gençliği etkilemek. Öyle de oldu. Parmak şaklatmaktan danslarına kadar filmdeki birçok öğe gençler tarafından birer kimlik işareti olarak kapılıverdi. Hatta filmin, içeriğine hiç uymayan, senfonik orkestra eşliğinde söylenen ağdalı şarkılar bile...
 
***
 
AŞK MEVSİMİ
   
(The Gradúate)
Y: Mike Nichols / S: Charles Webb'in romanından Buck Henry/ G.y: Robert Surtees/ M: Dave Grusin/Şarkılar: Paul Simón, Ari Garfunkel/ O: Dustin Hoffman, Anne Bancroft, Kalherine Ross, Murray Hamillon, William Daniels, Elizabeth Wilson/ 105 dak./ ABD 1967.
Tiyatro kökenli Mike Nichols, Nicholas Ray'den on yıl sonra yine Amerikan burjuvazisinin değerlerini tartışmaya sokuyor. Ama Ray'den çok farklı olarak tatlı bir güldürü temelinde...
Yeni mezun Kaliforniyalı bir genç, babasının arkadaşının orta yaşlı karısıyla bir aşk macerası yaşıyor, sonra dâ kadının kızına aşık oluyor.
Nichols, bir yandan burjuvazinin sığ ahlak ve görgüsünü alaya alırken bir yandan da, bağımsız bir insan olarak yaşama adımını atan sıkılgan bir gencin cinselliğe ve orta yaşlı kadınlara karşı gizemli tutkunluğu temelinde çok ince karakterler yaratıyor. Filmi bu niteliğiyle Amerikan sinemasında bir dönüm noktası sayanlar bile oldu. Ama filmin, Truffaut'un Çalınan Buseler'inin uçarılığıyla ve Simon And Garfunkel'in dayanılmaz müziğiyle tüm gençlerin hislerine tercüman olduğu bir gerçekti. Ayrıca, James Dean'a tümüyle zıt, içine kapanık, sıkılgan ve biraz şapşal bir tip de Dustin Hotfman'ı sinemaya kazandırdı.
 
***
 
EASY RIDER
 
Y: Denis Hopper/ S: Peter Fonda. Dennis Hopper, Terry Southern/ G.y: Laszlo Kovacs /M: Çeşitli folk şarkıları / O: Peter Fonda, Dennis Hopper, Jack Nicholson/ 94 dak./ ABD 1969.
İşte 1960'ların sonlarının protestocu gençliğinin simge filmi... Motosikletli iki genç, Billy (D.Hopper) ve Captain America (P.Fonda), kafaları LSD'yle dumanlanmış bir biçimde ülkeyi boydan boya geçerek, folk şarkısının dediği gibi "Amerika'yı arıyor". Çağdaş özgürlük havarileri, başıboş kovboylar onlar...
Her yönüyle dönemin gençliğinin ruh halini yansıtan film, Amerikan toplumunun, özellikle taşrasının paçavrasını çıkartırken, hippileriyle, uyuşturucularıyla, motosiklet ve uzun saçlarıyla, cinsel serbestliğiyle, folk müziğiyle bir özgürlük kavramını hiç sorgulamadan destanlaştırıyor. Çok dar bütçeli ağıt, her şeyiyle Dennis Hopper ve Peter Fonda'nın eseri. Görüntü ustası Laszlo Kovacs'ın yardımıyla da tamı tamına kendine uyan bir anlatım kazanıyor. Sanki amatör bir sinemacının etinden çıkmış gibi düz, genç ve belgeleyici... O denli de heyecanlandırın...
Biraz da kaçış içeren o özgürlük havarileri artık yok. İnsan o dönemi düşünürken ve tabii Easy Rider'ı izlerken hüzün duymadan edemiyor. İlginç bir nokta: Yönetmeni ve oyuncusu Dennis Hopper, Rebel W1thout A Cause'da James Dean'in rol arkadaşı olarak sinemaya adımını atmıştı. Birçok filmde rol aldıktan sonra 1983'te bu kez Coppola'nın Rumble Fish adlı filminde, yeni James Dean olarak lanse edilen Matt Dillon'un babasını oynadı.
(Easy Rider'ı, o dönemin gençliğinin karşı çıkışını anlayan ama gelip geçiciliğini de söylemeden edemeyen Penn'in Allce's Restaurant'ıyla birlikte izlemek ilginç olabilir.)
 
***
 
ZABRISKİE POİNT
 
Y: Michelangelo Antonioni /S: Michelangelo Antonioni / G.y: Alfıo Contint / M: Pop şarkıları O: Mark Frenchette, Daria Halprin, Rod Taylor, Paul Fix / 112 dak. / ABD 1969.
Antonioni'nin Amerika'da yaptığı bu film konusu ve yorumu bakımından da Amerikan filmi sayılabilir. Gerçi Antonioni yine temel sorunsalına, çağdaş toplumun temel trajedisi olarak gördüğü insanın kendi kendine koyduğu sınırlamalara el atıyor. Ama bu kez sorunu, Amerikan 1968 öğrenci gençleri ve Amerikan "endüstri sonrası toplumu" çerçevesine oturtuyor. Kampüs'te boykot üzerine tartışan gençlerin yüzlerinde, onları tanımaya, anlamaya çalışırcasına araştırıcı bir biçimde dolaşıyor alıcı. Sonra tartışmaları bile boş bulan bir genç çaldığı bir uçakla göklerde başıboş dolaşıyor ve kendini dinlemek için kurumuş bir göl yatağı olan Zabriskie Çukuru'na gelmiş bir sekreter kıza rastlıyor, iki genç bu uçsuz bucaksız çölde vahşi bir doğallığa ulaşıyorlar. Batan günle birlikte genç kızın duyduğu, yapay olan her şeyi yok etme tutkusu dönemin gençliğinin karşı çıkışını hem açıklıyor hem de tanımlıyor bir bakıma.
Antonioni yine aynı sinemayı yapıyor; plastik bir öğe gibi yoğrulan bir kent (Los Angeles) ve mimarisi, insanın kendiyle ödeştiği bir çöl, anlam yüklenmiş renkler ve gün batımı, kesişen yollar, vb. . Ne var ki, her zaman filmlerinin alanını sınırlayıp bu alanın içini didik didik eden Antonioni bu kez hem Amerikan toplumuna, hem '68 gençliğine hem de çağdaş yaşam biçimine el atınca, kalabalıktan doğan bir sığlığı aşamıyor film.
 
***
 
HAİR
   
Y: Mitos Forman/ S: Gerome Ragni ve James Rado'nun yazdığı, Gelt McDermont'un bestelediği müzikale dayanarak Michael Welter / G.y: Miroslav Ondricek, Richard Kratina, Jean Tahin / O: John Savage, Treat Williams, Beverly D'Angelo, Annie Golden, Dorsey Wright / 121 dak. ABD 1979.
Hair de bir yabancının ABD'de Amerikan gençliği üzerine yaptığı bir film. Ülkesinde yönettiği Bir Sarışının Aşkları'yla (1965) sinemanın en etkili gençlik filmlerinden birini yaratmış olan Çek yönetmen Milos Forman'ın "60 sonlarının bu ünlü müzikalinin on yıl sonra neden filme çektiğini anlamaksa oldukça güç.
Film, Vietnam Savaşı'na gönderilmek üzere askere çağrılan Oklohomalı bir köylü gencin New York'ta çiçek çocuklarıyla karşılaşışını, onların arasında karşı çıkmayı, dostluğu, paylaşmayı önceleri yadırgayarak öğrenişini, özgün müzikal gibi sorunu fazla deşmeden aynı uçarılık ve coşkuyla perdeye getiriyor. Öte yandan görüntüyle müziğin birbirini bastırmayacak biçimde at başı gidişi de buna yardım ediyor.
Ne var ki o gençlik çoktan "uslandı". Amerikan toplumu da masa üzerinde dans etme gibi gençlik hareketlerine karşı "hoşgörü" kesbetti. Ve artık Sayles, Kasdan gibi Amerikan sinemasının entelektüelleri, "dönüş filmleri"yle orta yaşa varmış '68 gençliğinin ödeşmesini yapıyorlar. Hair ise filmin sonunda grileşen görüntüler gibi sadece bir nostalji... Forman'a filmi yaptıran da belki bu.
 
***
 
CUMARTESİ GECESİ ATEŞİ
 
(Saturday Night Fever)
Y: John Badham / S: Norman Wexler / G.y: Ralf D.Bode / M: Barry, Robin ye Maurice Gibb, Bee Gees / O: John Travolta, Karen Lynn Gorney, Barry Miller, Joseph Cali, Paul Pape, Bruce Ornstein / 119 dak. ABD 1977.
Artık iyice belli oluyor ki gerçek gençlik yılları 1960'ların sonlarıydı. Gençliğin bir toplumsal kesit olarak tüm zaaf ve coşkusuyla ayağa kalktığı, büyük bir kendine güvenle her şeye el attığı yıllardı onlar. Şimdilerde ise bu kolektif coşku yerini, günlük yaşama uğraşı içinde sıkışmış, bireysel kurtuluş yolları arayan bir gençlik psikolojisine bırakmışa benziyor.
John Travolta yeni dönemin tipi, Saturday Night Fever da öncü filmi sayılabilir. New York'un kenar semti Brooklyn'de yaşayan ve tek hünerleri dans ve müzik olan gençlere el atıyor film... Semtin İtalyan gençleri için tek eğlence Cumartesi gecesi diskoda dans etmek ve kızlara takılmaktır. Ama içlerinden biri o gece tanıdığı kızdan yaşamda daha "önemli" şeylerin de olduğunu öğrenir.
Tenselliği öne çıkmış genç tipleriyle film, devamı olan Yaşıyorum (1983)'la birlikte düşünüldüğünde gençliğe müzik ve dans yoluyla bir yükselme düşü yaratırken, ne kadar çılgınca olsa da dansı zararsız bir boşalım aracı olarak sunuyor. Oldukça etkili danslarda bir şiddet öğesi bulmamak olanaksız. Bu öğe, giysi ve davranışlarla da birleşince giderek bugünkü gençliğin temel ifade biçimi oldu. 
 
***
 
NEFES NEFESE
 
(Breathless)
Y: Jim McBride / S: Jim McBride, L.M Kit Carson / M: Bruce Bisenz, Thomas Overtone / O: Richard Gere, Valerie Kaprisky, Karen Black, William Tepper, John P. Ryan, Robert Dunn / 100 dak. / ABD 1983.
Godard'ın 1959'da yaptığı ve düz, doğrudan anlatımların bir övgü olarak Amerikan dar bütçeli B-filmlerine adadığı ünlü A Bout de Souffle'sinin yıllar sonra, hem de Amerika'da ikinci çevirimi... Amerikan yeraltı sinemasından gelen Jim McBride, öyküyü aynen koruyor ama Godard'daki çılgınca uçarılık yerine hüzün üzerine oturtarak, ikinci çevirimileri bekleyen gölgede kalma tehlikesinden kurtuluyor.
Öykü basit: Çaldığı arabayla Los Angeles'e gelmekte olan sınır tanımaz bir genç bir polisin ölümüne neden oluyor. Bunu izleyen birkaç gün içinde bir yandan kaçarken bir yandan da mimarlık öğrencisi bir kıza bağlanıyor. Kaçmanın heyecanıyla birlikte, türlerinin ve filmdeki tiplerinin kusursuz birer örneği olan bu iki genç arasında tutkulu bir ilişki doğuyor. Sonunda kız, sevgilisi ve sevgisi arasında, erkek de yaşamak ile boyun eğmez kimliğini sürdürmek arasında bir seçim yapmak zorunda kalıyor.
Bridges, kahramanlarını, Los Angeles'in ortasında yarattığı bir sessizliğin içinde dolaştırıyor. Yüzlerine düşürdüğü gün batımı ışıklarıyla, fondaki yapay renklerle bir düş ortamı yaratıyor. Böylece, oldukça gerçek bir kentte bildik nesnelerle geçen bu öykü bir tür masalsılık kazanarak hüzün bulutuna sarınıyor. Amerikan sinemasının gençliğe dans eden şiddet makineleri olarak baktığı bir dönemde aykırı ama duygulandırıcı bir yaklaşım...
 
***
 
İNSAN DEĞİLDİLER
 
(Class of 1984)
Y: Mark Lester / S: Mark Lester. John Saxton, Tom Holland / G.y: Albert J. Dunk / M: Lalo Schifrin / O: Perry King Merrie, Lynn Ross, Timothy Van Patten, Roddy McDowall / 98 dak. / Kanada 1983.
Televizyonla rekabet Amerikan sinemasını, şiddetin bir görsel şov olarak kullanıldığı filmlere yöneltti. Kanada yapımı olmasına karşın Amerikan şirketleri taralından dağıtılan Class Of 1984 da bu türün son örneklerinden
Şiddeti, bir kenar mahalle lisesinde toplum dışına itilmiş gençlerle birleştiren film, öğrenci çetelerinin terör estirdiği okula atanan müzik öğretmeninin ve karısının başından geçenleri anlatıyor.
Film, türün prototipi sayılan Kubrick'in A Clockwork Orange'ının toplumsal, politik ve felsefi boyutlarından oldukça uzak. Bir karabasan ortamı çizerken tüm çabasını etkili şiddet gösterileri yaratmak üzerinde yoğunlaştırıyor. Bu dönemde bolca üretilen benzerleri gibi, gelecek umudundan yoksun gençler için özendirici bile olabilir.
 
***
 
FOOTLOOSE
 
Y: Herbert Ross/ S: Dean Pitch/ord/ G.y: Ric Waite/ M: Becky Shargo/ O: Kevin Bacon, Lori Singer, John Lithgow, Dianne Wiest, Christopher Penn / 107dak. / ABD 1984.
Son dönemde oldukça rağbette olan gençlik sinemasının bir alt kategorisi de dans filmleri... Çoklukla zenci ya da azınlık kökenli gençlerin teyplerle sokaklara fırlayıp durmadan dans ettikleri bu filmlerde kuşkusuz başrolü de dans oynuyor. Daha geniş bir yönelim içerdiğini bildiğimiz Beat Street ve Fame gibilerinin dışında bu türün ana hedefi, belli dansları ve melodileri bir moda olarak gençtik içinde yayabilmek...
Esas şarkısı ve özgün danslarıyla Footloose da böyle bir film. Ama bu kez tümüyle beyaz gençlerden oluşuyor. Dansın yasaklandığı tutucu bir kasabaya gelen Cnicağoiu genç Ren (K. Bacon) dans etmenin serbest bırakılması için kıyasıya bir mücadeleye giriyor ve sonunda indiden gerekçeler göstererek kasabanın püriten vaizini mat ediyor
Orta halli filmlerin yönetmeni Ross öyküyü işlek bir dille anlatıyor. Ama filmin insana eşeğini kaybettirip buldurarak mutluluk sunması, dinselliği, hele Amerikan geleneğinin restore edildiği, gençlerin temiz giysileriyle efendi efendi dans ettikleri sondaki mezuniyet balosu yenilir yutulur gibi değil.