0555 000 00 00  |   [email protected]  |  
Menü

EĞİTİM VE EDEBİYAT TARİHİNE BİR DEĞİNME | Haluk AKER; devinim (1965)

EĞİTİM VE EDEBİYAT TARİHİNE BİR DEĞİNME | Haluk AKER; devinim (1965)

Doğrusu ya, bunca yıl öğretim gördün! gene de okulda bir edebiyatsa! zevk kazanamadım. Edebiyat yapıtına nasıl yanaşılır bilemedim. Öğrendiklerimi (ne öğrendimse, çok eksik doğal olarak) hep okul dışı çalışmalarım getirdi bana.

Başkalarının da okulda pek bir şey kazandıklarını sanmam. Kazandıkları varsa da bunlar belki, şairin ölüm doğum yılı ile hayat öyküsü gibi pek de gerekli olmayan şeylerdir. Bir de geçmiş zaman yazarlarının, o yılların gözüyle yeniden şöyle bir anlatılmaları kalmıştır kafalarında. 
Peki, ama neden gereksiz buluyorum burları? Şundan; bu öğretilenler bizi edebiyat yapıtıyla yüz yüze getirmiyor. Birtakım şeyler belliyorsunuz ama bunların yapıtla ne bağlantısı var kestiremiyorsunuz. Kafanızda bir yama gibi kalıyor size verilen bilgi, onu kullanamıyorsunuz. İşinize yaramıyor. Bir de şöyle şeyler istiyorlar sizden: Bir roman okutuyorlar örneğin. İstedikleri şu; romanı giriş, gelişme ve çözüm bölümlerine ayırınız. Bir de romanda geçen kişileri çıkarınız. Gözü ela mı, boyu 1.70 mi, bunları bulmanız isteniyor. Şunlar sorulmuyor: Romancı neyi anlatmak istemiş, bu anlattığını nasıl bir teknikle dile getirmiş? İnsanı kavrayışı ve tekniğiyle bir önceki yazarlardan veya çağının yazarlarından ayrılan yönleri ne? Başarılıysa onu başarılı yapan öğeler neler? Güzel yapan nedir bu romanı? Yok böyle şeyler, yüzyıllarca önceki yöntemle edebiyata bakılıyor. Onlara öğretmenleri ne öğretmişse onlar da öğrencilerine onu öğretiyorlar. Bu kısır döngü böyle gidiyor. 
 
Niye böyle oluyor? Zor bir şey değil bunu kestirmek. Okumuyorlar, öğretmenlerinin kendilerine öğrettikleriyle yetiniyorlar. Öğretmenlerinin kendilerine verdikleri bilgi sırasında çıkmış birçok kitaba ondan sonra da çıkan kitaplara gözlerini yumuyorlar. Anlamaya, bulmaya çalışmıyorlar. Alışkanlıklarını sürdürüyorlar. Biliyorlar çünkü alışkanlıkları yenmenin ne zor olduğunu, düşünsel bir çaba göstermek gerektiğini.. 
 
Bütün bu sözlerden sonra karamsar mı sayılacağız. Değil elbette, çünkü genel gidişin dışına çıkanlar, çıkmak isteyenler, araştıranlar var. Edebiyat yararına bu kısır döngüyü onlar değiştirecekler. &ırası galiba, başımdan geçen şu olayı anlatayım. Saydığım bir profesördü. Konuşurken, “niye uğraşıyorsunuz edebiyat tarihi ile zor bir iş bu, oturup şiirinizi yazın siz” demişti. Bundan yanlış düşünce olmaz. İlgilenenler olsun edebiyat tarihi ile. İlgilenmezsek nasıl kurarız onu, zor olmasına zor iş, ama üstüne Yürümeden hangi zor işin çözüldüğü, yapıldığı, üstesinden gelindiği olmuştur. Çalışacağız, düşündüklerimizi söyleyeceğiz, böylece çeşitli açılardan edebiyata bakan edebiyat tarihlerimiz oluşmaya başlayacak. Tarayın bir etrafı, göreceksiniz bizdeki edebiyat tarihlerinin cılızlığını, hemen hepsinde esas öge bir edebiyat tarihi değil de ders kitabı hazırlamak. Öğrenciye okutulan derslerin toplanması, bir araya getirilmesi. Bununla bir edebiyat tarihi yazıldı sanılıyor. Bir başka benzer noktaları da hepsinin aynı görüş açısının malı olmaları (veya açısızlığın). Kuruluş da şöyle: a) Şairin hayatı (sosyal çevre de çizilir), b) Kişiliği, c) Eserleri. Buralarda çok şeyler yazılır ama aslında pek önemli şeylerin yazıldığı olmaz. Bizdeki edebiyat tarihlerinin tümü sosyal çevreyi bir numaralı etken sayarak yazılmışlardır. (Bunun böyle oluşunun bir nedeni de hemen hepsinin F. Köprülü'nün edebiyat tarihini kaynak olarak alması, araştırıcılığa girilmemesidir.) 
 
Elbette böyle olacak, siz hiç edebiyat tarihi üstüne yazılan kuramsal yazılara rasladınız mı? Tartışmalara tanık oldunuz mu? Aslında edebiyat tarihinin edebiyat öğretimiyle yakın ilgisi vardır. Bu açıdan okul kitabı olarak da düşünülmelidir. Yalnız bizde ki yazılanlar gibi değil. Ama okulları düşünmeden de edebiyat tarihine yanaşanlar, edebiyat tarihi yazanlar bulunmalı. Okullar için öğrencinin yaş durumu, bilgi durumu ve diğer bir sürü dersleri de düşünüldüğünden edebiyat tarihleri daha genel ve öz bilgiler verme durumundadır. Bu edebiyat tarihleri bir ulusun edebiyatını derinlemesine kavrayacak güçte erekleri bakımından olamazlar. Olamayınca da edebiyat değerleni mi istenilen biçimde yapılamaz. Yetersiz ve eksik kalır. 
 
Edebiyat tarihi kuşaklar arasındaki edebiyatsa! ilintiyi kavrama ve bunu değerlendirme işidir. Bu değerlendirme eleştirme ile yapılır. Çağrı çeşitli eleştirmenleri edebiyatçıyı eleştirir, değerlendirirler. Sonra başka bir edebiyat kuşağı gelir, bir başka kuşağın gelişi bir önceki süreçten ayrıdır, bir önceki süreci değiştirimdir. Bu en azından bizim de kavrayışta, duyuşta değişmemiz demektir. Bu açıdan bir önceki kuşağın, yazarına artık o yılların eleştirmenleri gözü ile bakamayız. Değişmişizdir, ancak içinde bulunduğumuz açıdan yeni eleştirmenler onu değerlendirirler. Ama bu o günü tamamen görmezliğe gelmek de değildir. Edebiyat tarihi işte düne bugünün gözüyle bakmaktır. Bu iş􀏐 o yapıtların bugün yeniden yorumlanmasıdır bir bakıma. Yapıtın yaşarlığı da bu işin yapılması oranında kendini belirtir. Bu iş yapılmadıkça bir edebi- yat geleneğinin kurulması da olamaz. Bir ülkede bir edebiyat geleneği var demek, o ülkede bir değerlendirmeler işlemi yapılıyor, edebiyat kuşaktan kuşağa işlevde bulunuyor demektir. Yoksa bilinçsiz olarak büyük denildiği için büyük bellenen, bir gariplik ortada dolaşır durur. Bu da edebiyat için, onun gelişimi için, ancak bir köstek olabilir. 
 
Edebiyat tarihini büyük bir eleştiri işi olarak görüyorum. İyi bir edebiyat tarihçisi olmak için iyi bir eleştirmen olmak gerektir diye düşünüyorum. İyi bir edebiyat tarihçisinin diğer niteliklerini şöyle görüyorum: Edebiyat tarihçisi çağının adamı olmalı, çağının yapıtlarını iyi bilmeli. Sosyal çevre ve yazarın kişiliği ne denli önemli olursa olsun, asıl ağırlığı yapıtın kendisine vermeli. Sosyal çevreyi ve kişiliği araç olarak, yapıtın kendi dışında yapıta etken olan öge olarak görmeli. Bir de yapıtın yorumlayış açısını ve biçimini (tekniğini), çağlar ve aynı çağ içindeki (veya kuşak) diğer yazarlarla ilişkilerini göstermeli. Değerlendirmeyi bunun üstüne kurmalı. 
 
Eğitimle ilgisi ne bunların? İlgisi var. İki tip eğitimle de ilgisi var. Biri okuldaki öğretim. Öbürü kendimizi eğitmemiz. 
 
Bir kere böyle edebiyat tarihleri bizi uyanık tutar. Bugün böyle edebiyat tarihleri olmadığından, olmasına da profesörlerimiz hiç yanaşmadığından, (bir edebiyat profesörünün kaç yapıtı vardır ülkemizde? 2-3'ü geçer mi?) kör bir ezberletmedir gidiyor. Yapıta bizim de girmemiz, bizim de onu yorumlamamız, bir anlamda, yaratmamız söz konusu olmuyor. Zevksizlik edebiyat adına ortalarda kol geziyor. 
 
Unutmamalı ki, sağlam edebiyat tarihleri yoksa sağlam eleştirmenler yok demektir. Bütün bunlar olmadı mı da kuşaklar doğru-dürüst yetişmiyorlar demektir. Bunun da zararını edebiyatın çektiği çok yıl var ki ortada. 
 
Gene de sorun mutlaka çözülecektir. Bilinçli genç kuşaklar sorunu ele almak, tartışmak ve eski zevkin sözcülerine kulak vermemek zorundadırlar. Bu yapılmadı mı kuracakları edebiyatın gene dar sınırlar içinde kalacağını bilmelidirler. Yazar-okur ilişkilerinin artması ve yeni edebiyatın yerleşebilmesi onların bu alanda gösterecekleri güce de bağlı olacaktır.