0555 000 00 00  |   [email protected]  |  
Menü

Tanınmış Edebiyatçılar İstanbul'un Nerelerinde Oturdular. Yazan Şevket RADO (1965)

Tanınmış Edebiyatçılar İstanbul'un Nerelerinde Oturdular. Yazan Şevket RADO (1965)

İstanbul, Türk edebiyatçıları için olduğu kadar, yabancı edebiyatçılar için de ilham kaynağı olmuş bir şehirdir.
• 
İSTANBUL'UN edebi hayatı ne yazık ki, pek yazılmış değildir. Muharrirler, şairler, edipler nerelerde oturmuşlar? Nerelerde toplanıp görüşmüşler? Bunları dağınık hatıralar halinde çoğumuz dinlemişizdir de, bir yazan çıkmadığı için hepsi unutulup gitmiştir. Hâlbuki Paris için yazılan kitapların en güzelleri, Fransız edebiyatına şeref veren meşhur şairlerin, ediplerin, muharrirlerin, gazetecilerin Paris'te toplandıkları, oturdukları, sohbet ettikleri yerleri anlatan kitaplardır. Paris, biraz da o kitaplarla Paris olmuş değil midir? 
 
İstanbul'u bu tarafıyla tespit etmek isteyen muharrirlerimiz ne yazık ki, pek çıkmıyor. Buna karşılık İstanbul'u seven sanatkârlarımız hayli kalabalık olmuştur. Bunların başında iki sanatkâra işaret etmek istiyorum: Biri Yahya Kemal, biri de Abdülhak Şinasi Hisar. 
 
 
Yahya Kemal, İstanbul'a âşıktı. Bir sevgiliye şiir söyler gibi İstanbul'u terennüm etmiştir. Ama Abdülhak Şinasi, İstanbul'u yalnız sevmekle kalmamış, sevgilisinin sadece yüzünü, boyunu, posunu değil, her şeyini seven bir âşık gibi onun her tarafıyla meşgul olmuş, bu merakı yüzünden, Allah razı olsun, romanlarında İstanbul'un yaşayışını da, insanlarıyla beraber parça parça tespit etmiştir. Kim, İstanbul'un neresini sevmiş, neresinin tadını çıkarmış, Abdülhak Şinasi bunu da öğrenmek isterdi. Onun bu huyunu bildiğim için kendisini her görüşmede, bir zaman zihnime takılan: “Muharrirler, şairler, edipler İstanbul'un nerelerinde oturmuşlar?” sualine ondan cevap almaya çalışırdım. Bu suale çabucak cevap vermenin güçlüğünü takdir edersiniz. Ama o, öyle anlıyordum ki, hazırlıklı idi ve her görüşmemizde bana birçok bilgi veriyor, bunları not etmeme memnun oluyor, yazımın ne zaman çıkacağını sorup duruyordu.
 
Zamanla birçok başka işlere daldığım için bir kenara atılıp kalmış olan bu notlar, geçenlerde tesadüfen elime geçti. Bunların kaybolmaya mahkûm kâğıtlar halinde kalmasına gönlüm razı olmadı. Oturup hepsini bir daha gözden geçirerek yeniden yazdım. Aşağıda sıralanan bilgiler, bu notların yardımıyla meydana çıkmıştır:
Eskiden İstanbullular pek yer değiştirmezdi. Hemen herkes bir mahallede doğar, büyür, yaşar, ölürler; ancak bazılarının, evlenmek, memuriyet gibi sebeplerle, o da ömürlerinde bir veya iki defa yer değiştirdikleri görülürdü. Hatta ikide bir ev değiştirmeye kalkanları görülürse, İstanbullular kızarlar: “Efendim, derlerdi. Bir insan, oturacağı mahallenin abu havasıyla imtizaç edip etmeyeceğini anlayıp dinlemeden, böyle dama taşı kaldırır gibi ev mi değiştirir? Bu, ciddiyete sığar bir iş mi?
 
İnsan oturacağı evi ve kendini yoklayıp dinlemeli de ev mi alacak, ev mi satacak; buna sonra karar vermeli. Böyle ikide bir, zırt zırt oradan oraya otur, kalk, olur mu?” 
Yeniköy'de Ayandan Nuri Bey'in yalısında büyük oğlu Celal Nuri (gazeteci ve müellif), ortanca oğlu Suphi Nuri (gazeteci ve muallim), küçük oğlu Sedat Nuri (gazeteci, karikatürist ve iş adamı) olmak üzere üç kardeş otururlardı. 
Şair İhsan Raif Hanım, bir müddet, ikinci izdivacını yapmadan evvel Yeniköy'de babası Köse Raif Paşa'nın yalısında veya köşkünde oturuyordu. 
 
Bir aralık gene Yeniköy'de şair Emin Bülend'in, sonradan satılmış olan bir yalısı vardı.
 “Eylül” muharriri romancı Mehmed Rauf bahriyeliydi, Tarabya'da oturmuş muydu, yoksa bir gemide mi kalmıştı? Bazı mensur şiirlerinin altına “Tarabya” da yazılmış olduğunu kaydederdi. 
Saffeti Ziya, romanında Tarabya'dan bahsetmiştir.
Tarabya'dan ve Kireçburnu'ndan sonra gelen, sakin, münzevi, ücra bir mahalle olan Kefeli köyünde Sabah gazetesinin sahibi Mihran Efendi'nin bir yalısı vardı. Mihran Efendi, gayet alaturka bir adamdı. Buraya küçük çatanasıyla gider, gelirdi. 
• 
Büyük Fransız şairi ve Türk dostu Lamartine, İstanbul'a geldiği zaman Büyükdere'de kalmış, epey bir müddet oturmuştu. Bu sebeple Taksim'de, Talimhane'de Lamartine İstanbul'a geldiği zaman mevcut bile olmayan bir mahallede, bir sokağa Lamartine adı verileceğine, bu isim Büyükdere'de bir yola verilseydi daha doğru olurdu. Fransızca'yı çok iyi bilen Reşat Nuri Drago, Büyükdere'de babası Tahriratı Hariciye Kâtibi Nuri Bey'in kızlarıyla birlikte otururlardı. Evlerinde bir Fransız muallime vardı. Onu da bir Türk kadını kılığına sokup Pierre Loti ile görüştürdüler. Sonra mektuplaştılar, “Les Desenchantees” böyle doğdu. Nuri Bey'in iki büyük kızı Paris'e kaçtılar. Pierre Loti onlara yardım etti. Hislerini “Figaro” gazetesinin edebi ilavesinde neşrettiler. Bu macera, sonra bir kitapta izah edilmiştir. 
• 
Beykoz, Ahmed Midhat Efendi'nin semtidir. Burada iki karısıyla otururdu. Büyük bir yalısı ve çiftliği vardı. Evinde de büyük bir kütüphane varmış. Bir de Sırmakeş suyu onundu. Römorkörler damacanalara doldurulmuş Sırmakeş sularının istif edildiği mavnaları çeker, satışa götürür; sonra damacanaları toplar, tekrar doldurmak üzere geri getirirdi. 
 
• 
İncirköy, Abdülhak Hamid'in intisap ettiği Pirizadeler'in, Sahip Molla'nın yatağıydı. Sahip Molla malikânesinde derebeyi gibi bir ömür sürerdi. Hanımı Abdülhak Hamid’in büyük ablasıydı. Hamid de Pirizadeler'den Fatma Hanım'la evli idi. “Makber” adlı meşhur eserinde:
 
         Piri zadeydi nam-u şanı
         Beş yüz senelikti hanedanı.
 
diyor. Zavallı Fatma Hanım, Hindistan'dan dönerken ölecek, Beyrut'ta defnedilecekti.
Anadoluhisar Yasinizadeler'in siyah yalısıyla meşhurdu. Burada Murad Bey otururdu. Murad Bey, Sultan Hamid'in cülusunda onu methetmiş, istibdadında kaçmış, sonra bir memuriyet kabul ederek geri dönmüştü. Bu siyah yalı bütün siyahlığıyla sulara aksederken, firar zamanlarında, korkunç bir tesir yapar, döndükten sonra da tenkit ve muaheze edilen bir şöhretle sallanırdı.
 
Anadoluhisar mezarlığı, zavallı iki çcuğunu buraya gömen, burada kaybeden üstat Ekrem'in yaşları karışmış şiirlerini hatırlatırdı. 
• 
Kandilli, Ziya Paşa'nın derbeder, şarklı, biraz haylaz gençliğini hatırlatır. Kandilli'de Kont Ostrorog'un yalısı, Pierre Loti'nin hatırasını taşır. Bir müddet Claude Farrere de burada kalmış, oturmuş, derler. 
Muharrir Nahid Sırrı da Kandilli'de oturmuştur. Sonra Rumelihisarı'na nakletti. 
 
Eski muharrirlerden Asaf Muammer, yazmayı bıraktıktan sonra evden hiç çıkmadan orada kalırmış.
 
         Kandilli yüzerken uykularda, 
         Mehtabı sürükledik sularda
 
 
diyen Yahya Kemal, bir müddet Kıbrıslılar'ın yalısında kalmıştı. 
• 
Vaniköy, Türklüğün bir nevi mübeşşiri ve piri olan, mutasavvıf Vani Efendi'nin malikânesini ve Vani Efendi'yi hatırlatır. 
Sezai Bey hemşiresiyle birlikte Vaniköy'ünde bir yalıda oturuyordu. 
Necip Fazıl Kısakürek bir aralık Beylerbeyi'nde oturmuştu. 
 
• 
Divan şairlerinin sonuncularından, adı üstünde, şair Üsküdarlı Hakkı Bey, Üsküdar'da oturur, kendine (Nef'i-i Sani - İkinci Nefi) derdi. (Rıza Tevfik'in kendisine filozof demesi gibi). 
Üsküdar'da bir sokağın ismi de “Şair Ruhi” sokağıdır. 
 
İzzet Molla, Üsküdar’daki sarayını o kadar beğenirmiş ki, “bu saray tekke olsa, beni de oranın şeyhi tayin etseler, artık başka hiç bir şey istemezdim, dermiş. 
Ali Süavi, İngiliz karısıyla birlikte Üsküdar civarında eski saraylardan birinin bir parçasında otururmuş. 
 
Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, hanımından ayrılmadan evvel Üsküdar'da Altunizade'de ikamet ederdi. 
 
Kadıköy'de 
 
Muharrirlerin çok kalabalık bulunduğu bir semt de Kadıköy ve civarıdır. 
 
Kadıköy'de, Altıyol ağzında Şemsitab mahallesinde ihtiyar bir matmazelin pansiyon olarak işlettiği evinde bir müddet Cenab Şehabeddin, Hüseyin Suad ve Halid Fahri oturmuştu. Tabii aynı zamanda değil. Halid Fahri daha sonra. 
İstanbul'da pek çok yer değiştirmiş olan Ahmed Rasim en çok Kadıköy taraflarını severdi ve belki en çok bu civarlarda oturmuştur. Bir müddet “Şifa” denilen semtinde oturduğunu biliyorum. 
Rıza Tevfik de ihtiyarlığında Kadıköy'de bir yerde oturuyordu. 
 
 
Cenab Şehabeddin, bir müddet Kadıköy'de satın almış olduğu, sonra da sattığı sıra, Akaretler'deki evde oturmuştur. Haydarpaşa'da, Kurbağalıdere'de İbrahimağa mahallesinde, bostanların bulunduğu yerler bir mahalle olmuş ve tesadüfen buraya birçok ediplerin isimleri sokak ismi olarak verilmiştir. İstanbul'un en çok edip ismi taşıyan mahallesi, bu sokakların bulunduğu mahalledir. Tetkik etmeye değer. 
 
Ahmed Haşim, Kadıköy'de, Mühürdar'da, Bahariye caddesinde, hüzünlü ve mütevazı bir evde kira ile otururdu. Orada ölmüştü. Buraya yerleşmeden gene Kadıköy'de muhtelif pansiyonlar ve odalar tutmuş ve değiştirmişti. 
Ahmed Rasim, Kızıltoprak civarında, Papazınbağı denilen bir mesiremsi, kırlığımsı yerde, bir kameriyeye, kuş kafesine, kahveye benzer ahşap bir binanın bir odasında kalırmış. 
 
Ahmed Haşim'in bazen barışıp meth, bazen darılıp zem ettiği gazeteci Ali Naci de Kadıköy'de oturuyordu. 
 
Ömer Seyfeddin'in Kalamış'ta bir küçük evi varmış. 
 
Yakub Kadri bir aralık Kızıltoprak veya civarında oturmuştur. Necmeddin Sadık da yazın Kızıltoprak'ta babasından kalan bir köşkte otururdu.
 
İstanbul'da pek çok yer değiştirmiş olan Yahya Kemal bir aralık Kadıköy'de, Altıyol'da, yokuştaki bir evde bir oda tutmuştu. 
 
Ferah Efendi, Anadolu'da bir yere sürülmek üzere Ortaköy'deki yalısından alınıp Üsküdar'a geçirildiği zaman yazmakta olduğu Tefsir'i bitirmesi için Kadıköy'de alıkonulmuştu. Zira o zamanlarda Kadıköy, İstanbul'a nazaran bir menfa yeri sayılır, burada ikamete memur olanlar da sürülmüş kabul edilirdi. 
 
Hayatını kalemiyle kazanabilen, müthiş çalışkan muharrir Şemseddin Sami, Erenköy'ünde otururdu. Galiba kendi çalışmasıyla kazandığı para ile orada bir köşk almıştı. 
Caddebostan'ında Hamdullah Suphi'nin yazları oturduğu bir köşkü vardır. 
 
Ahmed Ferid tekaüt olunca, Erenköy'ünde bir köşke yerleşmişti. 
 
Büyükada'da 
 
Adalara gelince, Büyükada'yı şair Mehmed Celal pek severdi. Ölümünden sonra Büyükada'da “Şair Mehmed Celal” sokağı diye bir tabelaya rastlayanlar olmuştur. Sonra görünmez oldu. Böyle bir isim verildi de silindi mi, tahkik edemedim. Mehmed Celal'in bir şiir kitabının adı da “Adada Söylediklerim” dir. 
 
Büyükada, gene kısmen Recaizade Ekrem Bey'i hatırlatır. Şair bir müddet orada bir evi bulunan haremiyle birlikte oturmuştu. Ruşen Eşrefi, Halil Nihad'ı ve Ziya Gökalp'ı da birkaç kere Büyükada'da görmüştüm. 
Maden tarafında Reşad Nuri Güntekin'in dışarıdan güzel görünen küçük bir evi vardı. Çalıkuşu'nun kendisine getirdiği telif hakkı ile aldığını söylemişti. 
Gene Büyükada'da eski Stokholm elçiliğimizden mütekait Bedii Arbel'in köşkü vardı. 
 
Büyükada'da tarihçi Ahmed Refik, uzun müddet oturmuştur. İstanbul'da birçok mahalle değiştirmiş olan Ahmed Rasim, bir müddet Büyükada'da kalmıştı. 
 
Heybeli'de 
 
Heybeliada, yukarıki çamlığa doğru, Hüseyin Rahmi'nin yatağıydı. Gençliğinde ciğerleri biraz zayıf görülmüş olan hikâyeciye burasını tavsiye etmişler. O da buraya yerleşerek ölünceye kadar, çamlıklara yakın evinde kalmıştı. Küçük, mütevazı bir evdi, fakat bir muharrir için hususiyeti vardı. Bu, Hüseyin Rahmi'nin kaleminin mahsulü idi. Fakat bu mucizenin gerçekleşmesi için, koruyucu melek gibi iki yardımcıya ihtiyaç hâsıl olmuştu. Bunlardan biri romancının dostu ve tabii İbrahim Hilmi ki, ona alacağını tamamen verir, öteki dostu da her alacağını gider, arar ve pek ucuza alırdı. 
 
Kadıköy'ünü belki en çok sevmekle beraber İstanbul'un birçok mahallelerinde oturan Ahmed Rasim, hastalanınca Heybeliada'ya nakledilmiş ve o da Hüseyin Rahmi gibi Heybeli'de ölmüştü. 
 
Burgaz Adası'nda 
 
Burgaz Ada'sı eskiden beri birçok muharrirleri toplayan bir yerdi. Burada Halide Edip Hanım otururdu. Üniversiteye hoca olduktan sonra Laleli'de bir ev yaptırmış, Adnan Adıvar'la beraber oraya yerleşmişler, orada ölmüşlerdir. Bir müddet Hüseyin Cahid de Burgaz'da oturdu. Uzun bir müddet Fazıl Ahmed burada kaldı. 
 
Ahmed Haşim, bir müddet burada iskele başında Şebab otelinde oturmuştur. 
 
Yeşilköy, Bakırköy 
 
Hüseyin Cahid “Hayat-ı Muhayyel” adlı eserinde hep Yeşilköy'den bahseder. Yeşilköy'ün adı o zaman Ayastafanos'tu. 
Sonraları yeşillik olan buraya Halid Ziya Uşaklıgil yerleşmişti. Bir köşkü vardı. 
 
Bir aralık, bahçe içindeki köşkünde birçok muharrirler kendisini muayyen günlerde ziyaret ederek toplanırlar, görüşürlerdi. Galiba on beş günde bir muayyen bir buluşma günleri vardı. 
Keçecizade İzzet Fuad Paşa, Yeşilköy'de otururdu. Hatta o zenginlik zamanında, evinin yanındaki bahçede yüksek bir direğe -evinde olduğunu belli etmek için- bir flama çekmesi adeti imiş. İnce, uzun, şerit gibi bir bayrakmış bu flama! 
Kütüphane-i İslam ve Askeri sahibi kitapçı, neşriyatçı, tabi İbrahim Hilmi, Yeşilköy'de oturmuştur. 
 
Ebüzziya Tevfik, Bakırköy taraflarında bir yerde otururdu. Bakırköy'e eskiden “Makriköy” deniyordu. 
 
Cenab Şehabeddin, İstanbul'un birçok mahallelerinde ve Paris'te bir müddet kalıp yaşadıktan sonra ismi Bakırköy olan bu semte yerleşmişti. Bir müddet kardeşi Ali Nusret Bey'in evinde oturduktan sonra gene Bakırköy mektebi arkasındaki kira ile tuttuğu bir eve yerleşmiş, orada ölmüştür. 
 
İstanbul'da birçok mahalle değiştirmişlerden biri olan Ahmed Rasim de bir aralık Bakırköy'de oturmuştur.
•••
Kim bilir belki de pekiyi bilmediğimiz asıl İstanbul tarafı, eski ulema, müverrihler, müellifler, gazeteciler bakımından çok daha zengindir! Kim bilir nefis İstanbul'un bu dar, bu yamru yumru sokakları ne derin, ne acı, ne gülünç, ne beşeri, ne müstehzi, ne muhterem ve müessir hatıralarla doludur. Kim bilir bu sokakların ne şaşırtıcı, ne masum, ne saf yahut ağlatıcı, hatta kuvvetli, müstehcen, döner yanar, içli hatıraları vardır. Bir şehir bize bütün bu hatıralardan çeşniler verdiği, duyurduğu, dağıttığı için böyle derin tesirler yapar! Bu hatıralar eskilikleri nispetinde tesirlidirler. 
 
 
Eski İstanbul, aristokrattı. Kahveleri, eski büyük vükela ve vüzera konakları birer akademi yahut birer edebi salon mahiyetindeydi. Buralarda toplanılır, görüşülürdü. Sultan Hamid idaresi, istibdadını artırdıkça bu toplantılara da mani oldu. Sonra kıraathaneler açılmaya başladı. Fevziye Kıraathanesi bunlardandır. 
 
Pek tabiidir ki, İstanbul’un matbuat hatıraları bakımından en civcivli semti Babıali caddesidir. Çünkü tabiler ve gazeteler hep bu civarda yerleşmiştir. 
 
Burada bir matbuat münakaşasından sonra Ahmed Midhat Efendi'nin bir kitapçı dükkânı önünde şemsiyesiyle Said Bey'e hücum etmesinin hatırasını unutmayanlar hala vardır. 
 
Andelib şairi Faik Es'ad, doğrudan doğruya Babıali caddesinde kiraladığı bir evde otururmuş. Yani bu caddeyi ikametgâh olarak seçenler de varmış. Bu odayı Müstecibzade İsmet'le beraber tutmuşlar, beraber otururlarmış. 
Namık Kemal, İstanbul'da yaşardı. Ziya Gökalp'in evi İstanbul'da idi. Tepedelenlizade Kamil Bey'in Düyun-ı Umumiye civarında iki konağı vardı. Celal Sahir de İstanbul'da, Divanyolu'na yakın bir yerde otururdu. 
 
Yusuf Akçura, 7 yaşından beri tahsilini yaparken babasının Aksaray civarında satın aldığı bir evde ikamet ederdi. 
 
İstanbul'da Fatih'te Horhor'da Suphi Paşa konağı, Suphi Paşa ile kalabalık ailesinin hatırasını yaşatır. Hamdullah Suphi bu konakta doğmuş, uzun zamanlar yaşamış ve şimdi gene oraya yerleşmiştir. Türk Ocağı burada tekrar kuruldu ve açıldı. 
Babıali'de Ebussuud Efendi caddesi bu büyük adamın hatırasını yaşatır.
 
İbnülemin Mahmud Kemal Bey, Bakırcılar'daki konakta yaşamıştır. 
 
 
Köprülüzade Fuad (Fuad Köprülü) Kumkapı'da denize nazır, içinde büyük kütüphanesinin bulunduğu evinde oturmuştur. 
 
Abdullah Cevdet, aynı zamanda İçtihat yurdu olan Cağaloğlu'nda, eski Alemdar karakolu karşısında, köşe başındaki evinde otururdu. Bir aralık haftada bir gün burada edebiyatçıları kabul ederdi. Selim Nüzhet Gerçek de bu binanın bir dairesinde kiracıydı. Burada öldü. O da arada bir burada birçok matbuat erkanına ikram eder, hatta bunlardan bazılarını evinde misafir ettiği olurdu. 
 
Divanyolu'nda Pierre Loti'nin bir müddet oturduğu evin üstünde bu hatırayı tespit eden, maalesef Fransızcası yanlış bir levha vardır. Divanyolu'na açılan, köşesinde bugün Doğan Kardeş matbaasının bulunduğu sokağa Klod Farer, onun üstündeki eski belediyenin bulunduğu sokağa da Piyerloti adı verilmiştir. Bu isimler hala bu caddelerde duruyor. 
 
En garip adres sahibi olan edip, Cenab Şehabeddin'dir. Edebiyat-ı Cedide'nin bu meşhur şairi, Meşrutiyet'in başlarında Balat'ta oturuyordu. Eğer uzun bir kartviziti üzerinde bu adresi görmeseydik Haliç, Edebiyat-ı Cedide'siz kalacaktı. Fakat sonra öğrendik ki, bu ev İstanbul'da, Zincirlikuyu'da, Balat'ın üstünde imiş. 
 
Müslüman, mutaassıp, dindar Eyüp, şimdi Pierre Loti'yi hatırlatan bir mahalle olmuştur. Eyüp'ün üstünde, onun adını taşıyan meşhur bir kahvehane var. 
 
Eyüp'te Bahariye Mevlevihane’sinde evvelce şeyhin damadı, sonra Nazif Efendi'nin, onun ölümü üzerine oğlu Hüseyin Fahreddin Efendi şeyh olunca, şeyhin kayınbiraderi olarak tekkede yaşayan şair Yenişehirli Avni Bey burada büyük bir hatıra bırakmıştı. Akşamları sarhoş oluncaya kadar içermiş. “Bir tekkedesiniz. Bu yakışık alır mı?” diye sormuşlar. “Şeriat, eğer ağızda kalan lokmayı yutmak için su bulunmazsa, içkiye müsaade eder” diye cevap vermiş. Ölümünde, burada, tekkeye yakın küçük ve muteber bir mezarlığa defnolunmuştu. Şimdi mezar taşı ve mezarının yeri kaybolmuştur. 
 
Bahariye Mevlevihane’sinde kendisi de şair olan Şeyh Hüseyin Fahreddin Efendi yaşardı. Akşamları tuğla harmanlarından yayılan bir isle karışık yanık kokusuyla ağaçsız karşı sahile karşı son derece hüzünlü ve içli olan bu yerde uhrevi ve adeta daussıladan ıslanmış bir muhit için de ömrünü ney çalarak tüketmiştir. 
 
 
Veled Efendi Türk lügatini burada tekrar yazdı. 
Hasköy'de Pierre Loti'nin oturmuş olduğu evin yerini ve evini ben gidip görmüşümdür. 
Pera Palas oteli, İstanbul'a gelmiş birçok meşhur ziyaretçinin hatıralarıyla doludur. Anatole France, Henri de Regnier, Morrice Barres, servetini büsbütün tüketmeden, Keçecizade İzzet Fuad Paşa burada bir müddet oturmuştu. Theophile Gautier galiba Beyoğlu'nda Derviş sokağında kalmıştır. 
 
Galatasaray Lisesi de birçok hatıralar saklamaktadır. Ali Suavi burada bir müddet müdürlük etmişti. Muallim Naci, Recaizade Ekrem, şair Acem Feyzi Efendi hoca, müverrih Abdurrahman Şeref Bey hem hoca, hem müdür; Tevfik Fikret hem hoca, hem müdürlük etmiştir.
 
Birinci Cihan Harbi içinde her cuma günü Tokatlıyan oteline gidilir, bu otelde sağdaki küçük salonların birinde, bir masaya oturulur, masanın baş tarafına doğru oturan Abdülhak Hamid'in güya riyaseti altında, herkes içtiğinin parasını kendisi vererek, iki saat kadar konuşulurdu. Burası bir edebi salon mahiyetinde idi. Gelenler arasında Cenab Şehabeddin, Süleyman Nazif, Celal Nuri vardı. Hatıralarımızda en kuvvetli yer etmiş toplantılar bunlardır. 
Eskiden Talimhane denilen ve stadyum olarak kullanılan büyük bir kışla ile bomboş arsalardan ibaret olan Taksim'de bazı edebi sokak isimleri vardır. Abdülhak Hamid Caddesi gibi. Lakin bu Maçka'da olmalıydı. Abdülhak Hamid, Maçka Palas'ta oturmuş ve orada ölmüştür. Evvelce de işaret ettiğim gibi Lamartine'in ismi Taksim'e yakışmaz. Bu isim ancak sembolik olarak buradadır. Lamartine burada oturabilmiş değildir, Büyükdere'de oturmuştur. Abdülhak Hamid'in de kendi zamanında mevcut olmayan bu mahallede oturmadığı gibi. 
 
Her tarafta biraz göçebelik etmiş olan Yahya Kemal, Ayazpaşa'da Park Otel'de oturmuştur. 
 
Yahya Kemal Beyatlı, yer değiştirmeyi sever, dört, beş çantası, sekiz, on kitabıyla bastonunu ve şapkasını aldı mı boyuna mahalle değiştirirdi.
 
Fakat her nasılsa, tesadüfen muharrirlerin asıl üşüşmüş oldukları sokak, hiç ihtimal verilmeyecek ve edebiyatla ve matbuatla hiç münasebeti olmayan bir noktaya isabet etmiştir. Tramvayın Bomonti istasyonunda Bulgar çarşısına çıkılınca, burada başlayan İzzetpaşa caddesi veya sokağı denilen bir kısa yol ki, burası uzun müddet matbuat erkânını barındırmıştır. 
 
Evvela Recaizade Ekrem Bey'in en son oturduğu ve içinde öldüğü ev burada idi. Galiba bu ev, sonradan, Nusret Sadullah Bey'in ayrılmış olduğu hanımı Prenses Rukıye Hanımefendi'ye geçti. Namık Kemal'in oğlu Ali Ekrem Bey, burada oturdu. Bir aralık Fazıl Ahmed'in alıp sattığı ev burada idi. Ahmed Şükrü Esmer'in, Zeki Mesut Alsan'ın evi burada idi. Sonra Fazıl Ahmed'in satın aldığı evde bir müddet Mustafa Bey oturmuştu. O zaman Ruşen Eşref gibi birçok muharrirler, sık sık onun davetlerine gelirler, misafirler bu kısa sokağı adeta doldururlardı.
Osmanbey'de, Osmanbey bahçesi karşısında şair Nigar Hanım'ın ince, daracık, yüksek kagir, sefertasına benzeyen kışlık evi vardı. Şimdi bir Şair Nigar sokağı var. 
 
Süleyman Nazif, Nişantaşı'nda otururdu. Oturduğu ev, “Meşrutiyet mahallesinde, Hürriyet sokağında” idi. Abdülhak Şinasi'nin babasının cenazesine bu evden gelmişti. A. Şinasi, teşekkür için evine gitmek isteyip bulamamıştı. Bunu kendisine söyleyince: “Meşrutiyet... Hürriyet... Nereden bulacaksınız? Elbette bulamazsınız. Bunlar mevcut olmayan şeyler! Yokluğa karışmış şeyler!” diye cevap vermişti. 
 
Sonradan bulduğum bu evin yanında, tıpkı bir ambara benzeyen, garip biçimli bir ev vardı. Şair Mustafa Reşid Bey'in imiş. 
 
Birinci Cihan Harbi'nden evvel şair İhsan Raif Hanım, Şehabeddin Süleyman'la evlendikten sonra Osmanbey'de Raif Paşa apartmanının bir dairesine yerleşmişlerdi. Kırmızı maroken koltuklu bir odaları vardı. Yakup Kadri: “Kim bu maroken koltuklara otursa, onları çekiştirmeye başlıyor” derdi.
Abdülhak Hamid muhtelif yerlerde oturmuştu. Sıraselviler'de Kahyaoğlu apartmanında otururken: “Şimdilik Sıraselviler, denir; selviliklere gidinceye kadar!” demişti. Fakat sonra Arnavutköyü'nde, nihayet evvelce söylediğim gibi, Maçka Palas'ta yerleşti. Ankara'ya gider, gelirdi. Maçka Palas'ta öldü. 
 
Bodrum katındaki komşusu Keçecizade İzzet Fuad Paşa, buna da muvaffak olamadı. Kendisini çıkardılar. Kirasını veremiyordu. Küçük bir hanın kapıcı odasında, bakımsızlık içinde öldü.
Fakat en garip ev muhakkak ki, Hüseyin Suad'ın evi idi. Bu, İstanbul'un hiç bir mıntıkasında değil, fakat yüzen bir vapurun makine dairesine yakın, bunaltıcı surette sıcak, hamam böcekleri içinde, gayrisıhhi bir oda idi. Hüseyin Suad galiba ismi “İzmir” olan vapurun doktoru sıfatıyla bu odada oturur, vazifesi icabı ikinci mevkililerin masasına başkanlık etmek zorunda olduğundan, birinci mevkinin yemek salonuna gidemezdi. Kendisine piyangodan büyük ikramiye çıkınca, “Oh! Kurtulmuştur!” diye dostları sevinmişti. Ne dersiniz? Sular üstünde yüzen, bu ev olmayan, rahat hissini vermeyen odasıyla gidip gelmeye devam etmiş.
Büyük bir kısmını rahmetli Abdülhak Şinasi Hisar'dan öğrendiğim bu bilgileri, inşallah gençler, burada isimleri bulunmayan ediplerin İstanbul'da oturdukları yerleri ilave ederek genişletip tamamlarlar ve böylece İstanbul'un edebi hayatı ve havasından bazı hatıraları, gelecek nesillere ulaştırılmış olur.