0555 000 00 00  |   [email protected]  |  
Menü

Einstein: İNANCIM !. (Einstein'dan DİN ve İNANÇ üzerine bir yazı...)

Einstein: İNANCIM !. (Einstein'dan DİN ve İNANÇ üzerine bir yazı...)

Muhayyele bilgiden mühimdir. Çünkü bilgi mahduttur, hâlbuki muhayyele bütün dünyayı sarar, terakkiyi kışkırtır, inkılaplar doğurur. Muhayyele fenni araştırmalarda hakiki rol oynayan bir unsurdur. – Einstein

Gazetelerde berbere gitmeyen,  kravat takmayan,  çorap giymeyen ve gözleri dünyamızın küçük şeylerinden uzaklara çevrilmişe benzeyen bir adam görürüz. Bu adam, şahsi rahatı için çalışmaz.  Bizim hayatımızda o kadar mühim rol oynayan şeyler Onun için pek az bir şey ifade eder...  Böyle bir insanın hala mevcut olduğunu bilmek bizim için bir tesellidir; düşünceleri yıldızlara çevrilmiş bir adam.  Ona hayranlığımızı veririz çünkü ona hayran kalmakla isabet ederiz ki bizler de uzak yıldızları özlüyoruz.
Leopold Infeld'in “Einstein” isimli kitabından.
 
İNSANLARIN her yaptığı veya düşündüğü şeyin hissettikleri ihtiyaçlarla veya ıstıraptan kaçınmakla alakası vardır. Ruhi ve zihni hareketleri ve bunların ne yolda geliştiğini anlamak istediğimiz zaman bunu hatırda tutmak lazımdır. Çünkü bütün beşeri gayret ve yaratıcılıkları meydana getiren kudret his ve iştiyaktır. 
Öyleyse insanlığı dini düşünceye ve en geniş manada imana sevk eden ihtiyaç ve iştiyaklar nedir? Dini düşünce ve tecrübelerin beşiğinde son derece muhtelif hislerin mevcut olduğunu anlayabilmek için bir dakika düşünmek kâfidir. 
 
İptidai insanlar arasında dini fikirleri yaratan şey her şeyden evvel korkudur. Açlık korkusu, vahşi hayvanlar, hastalık ve ölüm korkusu. Hayatın bu seviyesinde sebep ve netice arasındaki bağların idraki çok zaman mahdut olduğu için insan ruhu bir varlık yaratır. Öyle bir varlık ki az çok kendisine benzemektedir ve korkutucu şeyler bu varlığın irade ve hareketlerine bağlıdır. Anane ve inançlarına göre bu varlığı yatıştırdığı ve insanlara karşı daha mülayim kıldığı sanılan hareket ve kurbanlarla onun gözüne girmeye çalışırlar. Ben buna korku dini derim. 
 
Bu din insanlarla korktukları varlık arasında aracılık yaptıklarını iddia eden bir rahipler sınıfının meydana gelmesiyle oldukça sabit bir hal alır. Çok zaman bir önder veya müstebit yahut da kudretini başka bir yerden alan kudretli bir sınıf, dünyevi hâkimiyetle rahiplik salahiyetini, kudretlerini daha büyük bir emniyet altına almak için birleştirir. Yahut da rahip sınıfı ile siyasi kudret arasında bir ittifak mevcut olabilir. 
 
Dini teşekkülün ikinci bir kaynağı da cemiyet hayatında bulunabilir. 
 
Anneler ve babalar ve büyük kusurlu ve fanidirler. Bir yol gösterene, sevgiye ve muavenete karşı duyulan ihtiyaç Allah’ın sosyal veya moral bir telakkisinin gelişmesine sebep olur. Bu koruyan, karar veren, mükâfatlandıran ve cezalandıran Tanrıdır. Bu, insanların genişleyen ufuklarına göre insanlığı seven ve insanlığın rızkını temin eden ve hatta bizzat hayatı seven Allah’tır. Bedbahtlık ve tatmin olmamış iştiyak anında teselli olan ve ölülerin ruhunu muhafaza eden odur. Bu, Tanrının sosyal veya moral telakkisidir. 
 
Allah’ın karşısında hepimiz de nispeten akıllı, nispeten aptalız – Einstein
 
Yahudilerin mukaddes kitaplarında korku dininin gelişerek moral din haline gelmesini takip etmek kolaydır. Bütün medeni insanların ve bilhassa şarklıların dinleri moral dinlerdir. İnsanların hayatındaki mühim ilerlemelerden biri korku dininin moral dini haline gelmesidir. Ama önceden verilmiş bir karara kapılarak iptidai kavimlerin dinlerini tamamen korku dini ve medeni milletlerin dinlerini de tam manasıyla moral dini saymak hatasından kaçınmak lazımdır. Gerçi sosyal hayatın daha yüksek seviyelerinde moral dini hâkimdir ama bütün dinler birer halita halindedirler. Bütün bu tipler de müşterek olarak Allah fikrinin antropomorfik hususiyetidir.
 
Muhayyele bilgiden mühimdir. Çünkü bilgi mahduttur, hâlbuki muhayyele bütün dünyayı sarar, terakkiyi kışkırtır, inkılaplar doğurur. Muhayyele fenni araştırmalarda hakiki rol oynayan bir unsurdur. – Einstein
 
Ancak müstesna derecede kabiliyetli şahıslar veya bilhassa asil cemiyetler esas itibariyle bu seviyeden yukarıya çıkabilirler. Bununla beraber üçüncü bir nevi din anlayışı vardır, mamafih bu anlayış nadiren saf ve katıksız halde bulunabilir. Buna kozmik din mefhumu diyeceğim. Bunu bizzat hissetmemişlere izah etmek güçtür; çünkü bu mefhumda beşeri karakterli Allah fikri yoktur, insan beşeri arzu ve gayelerin beyhudeliğini ve buna karşı tabiatta ve fikirler dünyasında izhar edilen harikulade intizamı hisseder. Şahsi kaderi bir mahkûmiyet olarak görür ve varlığın külliyetini mana dolu bir vahdet olarak tatmak ister. Bu kozmik din anlayışının işaretleri daha aşağı terakki seviyelerinde, Tevrat’ta, İncil’de dahi bulunabilir. Bilhassa Budistlikte kozmik unsur daha kuvvetlidir. 
 
Her devrin din dâhilerine basmakalıp din akidelerini ne de insan tasviri üzerine yaratılmış bir Tanrıyı kabul etmeyen bu kozmik din telakkisi ile etraflarından ayırt edilmişlerdir. Kozmik din telakkisinde akideler ve insana benzer Tanrı olmadığı için, esas doktrinleri bu telakki üzerine kurulmuş bir mabetli, ayinli din olamaz. Bunun bir neticesi olarak da her devrin bilhassa dinsizleri arasında bu en yüksek dini hissin ilhamına ermiş insanlara rastlıyoruz. 
 
Bu insanları muasırları çok zaman dinsiz fakat bazen de birer aziz gibi görürlerdi. Bu kozmik din hissi muayyen bir Allah telakkisi veya bir teoloji yaratmadığına göre insandan insana nasıl aşılabilir? İşte fen ve sanatın en mühim vazifesi bu hissi, idrak edebilenlerin ruhunda canlı muhafaza edebilmektir. 
 
Aynı zamanda hem harp hem sulh için hazırlanacağız. Einstein
 
Böylece fen ve din arasındaki bağlılığı mutat fikirlerden bambaşka türlü tefsir etmiş oluyoruz. Tarihe bakınca fenle din barışması imkânsız iki zıt kutup gibi görülüyor. Fen daima maneviyatı yıkmakla itham edilmiştir, ama yanlış yere. İnsan hattıhareketinin Allah korkusu yerine sevgi ve anlayış, tahsil ve cemiyet bağları üzerine kurulması ve insan ahlakının dinden yardım görmemesi muhakkak ki çok daha iyidir. Eğer insanlar sırf ceza korkusu veya mükâfat ümidi ile yola getirilmekte devam etseydiler herhalde insanlığın istikbali duman olurdu. 
 
Ancak fenni araştırmalarda bizzat uğraşmış olanlar, birçok şüphe ve manilere, birçok mağlubiyet ve sukutu hayallere rağmen yılmadan çalışmakta devam edebilmeye ne kadar müthiş bir gayret ve ne büyük bir sabır, daha doğrusu sadakat lazım olduğunu anlayabilirler. Kepler’le Newton'un seneler senesi yalnız başlarına çalışarak göklerin mekanizmasını keşfetmelerine sebep olan şey doğrudan doğruya dindarlıktır, ama kozmik manada dindarlık. Bu adamlar dünya yapısındaki dürüstlük ve intizama derin bir imanla inanıyorlardı ve kainatın sırrına biraz olsun ermek için o kadar büyük bir İştiyak duyuyorlardı ki!
Muasırlarımızdan biri umumiyet itibariyle maddiyatçı olan asrımızdaki hakikaten dindar adamların, tetkik ve araştırma yapan iman sahibi fen adamları olduğunu söylemiş. Hakkı var!