0555 000 00 00  |   info@canliyayin.org  |  
Menü

Kitapları Toplatılan Şair: Rıfat ILGAZ (1948)

Kitapları Toplatılan Şair: Rıfat ILGAZ (1948)

Rıfat ILGAZ, kelepçelendi, işkence gördü, çok sevdiği öğretmenlikten atıldı (Atan Hasan Ali Yücel idi), kitapları toplatıldı. Ve bütün bunları yaşarken verem hastasıydı, ömrünün önemli bir bölümü sanataryunlarda karantinada geçti.

Rıfat Ilgaz Kastamonu'ludur. Babası bir küçük düyun umumiye memuru olduğu için, ilkokulu, babası ile beraber dolaştığı yerlerde Cide, Terme’de okumuştur. Kastamonu muallim mektebini bitirdikten sonra, Gazi Enstitüsü edebiyat kolundan mezun olmuş, Adapazarı ortaokulunda hastalığından dolayı İstanbul’a nakledilen Rifat Nişantaşı daha sonra, Karagümrük ortaokulunda Türkçe hocalığı yapmış, bu sırada ilk şiir kitabı olan (Yarenlik)i neşretmiştir. (Sınıf) adlı ikinci şiir kitabı, bir ay vitrinlerde durduktan sonra, bakanlar kurulu kararı ile toplatılmış, Rifat da örfi idare komutanlığı tarafından tevkif edilmiştir. (Sınıf) adlı şiir kitabı örfi idare mahkemesi tarafından, fakir sınıfı zenginler aleyhine; kışkırtıcı mahiyette görülerek altı aya mahkûm edilmiştir. Hapishaneden çıktıktan sonra, Hasan Ali’nin bakanlığı zamanında hocalıktan çıkarılmıştır. Esasen hasta olan Rifat bu devrede maddi zaruretler içinde sanatoryum kapılarında nöbet bekleyerek, dört defa şehrin muhtelif sanatoryumlarında yatmıştır. Bu arada Reşat Şemseddin Sirer bakan olmuş, bu fırsattan istifade ile Rifat Ilgaz tekrar hocalığa alınması için müracaat etmiştir, Hasan Ali ile Reşat Şemseddin arasındaki ayrılık malumdur. Bu sebeple Rifat, tekrar Boğazlıyan ortaokuluna hoca olmuştur. Fakat hastalığı artmış tekrar sanatoryuma yatmıştır. Bu sırada bir Kenan Öner - Hasan Ali davası ortaya çıkmış, Kenan Öner, Hasan Alinin güya Komünistliğini ispat için, Rifat Ilgaz’ı himaye ettiğini söylemiştir. Bunun üzerine bakanlık derhal faaliyete geçmiştir. Hasan Ali zamanında hocalıktan çıkarılan, Reşad Şemsettin , zamanında tekrar hocalığa alınan Rifal Ilgaz, ayni kararı vermiş olan umum müdürlerden mürekkep aynı komisyon tarafından bu sefer hocalıktan çıkarılmış ve tahsisatı verilmiş olduğu halde ani bir telgrafla sanatoryumdan da kovulmuştur. 
 
Rifat Ilgaz’ın üçüncü şiir kitabı olan (yaşadıkça) neşrinden bir sene sonra, geçen hafta Bakanlar Kurulu kararı ile toplatılmıştı. Halen Haydarpaşa intaniye hastahanesinde olan Rifat’ı ziyarette gittim. 
 
Rifat şairliğini şöyle anlattı: 
 
- İlk şiirlerim 927 de memleket gazetelerinde çıktı. O zaman İstanbul’da Orhan Seyfi (güneş) isimli bir mecmua çıkarırdı. Güneş mecmuasına gönderdiğim Mehmet Rifat imzalı bir şiiri, Orhan Seyfi üsdatların yazıları arasına koymuştu. Aradan seneler geçti. Orhan Seyfi benim şiirlerimi görmüş. “Gençler, mevzune mukaffa yazamadıkları için böyle yazıyorlar!” demez mi? Bir gün kendisine 927 temmuzunda neşrettiği şiirimi hatırlattım. Galiba biraz kızardı. Rıfat Ilgaz’a, 
 
- Bazı münekitlerin realist dedikleri şiirlerini ne zaman yazdın diye sordum.
 
- 1940 dan önce mizacıma ve düşüncelerime uygun bir forum arıyor denemeler yapıyor neşredemiyordum. İlk cesareti Ses dergisinde gösterdim. (Yarenlik) bu ilk cesaretimin mahsulüdür. 
 
- Yarenlikten önceki şiirlerini bir kitap halinde niçin neşretmedin? 
 
- Belki üç kitaplık şiirim vardı. Bunların en mühimleri (Oluş) ve (Varlık) dergilerinde çıkmıştı. Bunları ne zaman derlemeye kalksam, onlarda bir yapmacık taraf, bir bizden olmayan ve bizi ifade etmeyen tarafın mevcut olduğunu hissediyordum. Bu şiirler daha ziyade aylak sınıfın, geçim derdinden azade insanların hoşuna gidiyordu. Bizden olmayanların zevkine gayri şuuri olarak yaptığım hizmetin reaksiyonunu geç de olsa duyabildim. Bazı burjuva münekkitlerinin ve antoloji derleyicilerinin hoşuna giden bu şiirler benim gözü bağlı yaşadığım yılların en canlı bir ifadesidir. Artık kimin için ve niçin şiir yazdığımın farkındayım. 
 
- Bazı antolojilerde şiirlerine rastlayamıyoruz.
 
- Evet resmi ve yarı resmi antolojilerde bana rastlamak zordur. Bazı yakınlarımız da taktik (!) olarak bizden bahsetmezler. Dar olmayan bir okuyucu kadromun mevcut olduğunu da iftiharla söyleyebilirim. Eğer satışa müsaade etselerdi (Sınıf) ve (Yaşadıkça) isimli kitaplarım kalmayacaktı.
 
- Kitapların niçin toplanıyor.  
 
Bir şairin kendinden bahsetmesi kadar tabii ne olabilir. Veremim hastaneden bahsediyorum suç oluyor; öğretmenin çocuklarımdan bahsediyorum suç oluyor, tutuyorlar cezaevine atıyorlar. Mahpushaneden bahsediyorum suç! Rahatça yaşatın bizi de rahatlığımızdan bahsedelim!
 
Vatandan, milletten bizim kadar candan söz eden olmadığı halde onların dilinde vatan haini, millet haini oluyoruz. 
 
- Şiirlerinde kelepçe geçiyor. Sana kelepçe vurdular mı? 
 
- Matbuat suçlusu olduğum halde mahkemeye giderken gelirken her çeşit kelepçe vurulduğu gibi, hapishane içinde de zincire vurdular. Elli altmış arkadaş kaç defa bileklerimizden zincire vurulduk. Cezamı doldurup hapishaneden tahliye edildiğim gün kelepçeli olarak emniyet müdürlüğüne iki süngülü ile teslim edildim. Bir zaman İzmir’de bir kaç gazetecinin bileğine yanlışlıkla sürülen kelepçe den ötürü çıkan gürültünün akisleri hala kulağımızda. Ben bu meseleyi şiir olarak yazdım ve (Gün) de neşrettim. Bu şiiri (Yaşadıkça)ya aldım. Kimse matbuattan, fikir hürriyetinden, kelepçeden bahsetmedi. Onlarınki fikir de bizimki çakıl taşı mı? Yoksa bizimkiler mi bilek değil?
 
- Şimdi ne yapacaksın?
 
Görüyorsun hastayım. Evvela sıhhatimi kazanacağım. Mücadele için sıhhat en geçer akçadır. Sonra mesleğimi; davam, danıştayda. Bu memlekette adalet varsa çok sevdiğim öğretmenliğe döneceğim.