0555 000 00 00  |   [email protected]  |  
Menü

Ahmed Arif; Can Yücel, Oktay Rifat ve Abidin Dino ile 1950'lerde Nazım Hikmet İçin neden ve nasıl kapıştı?

Ahmed Arif; Can Yücel, Oktay Rifat ve Abidin Dino ile 1950'lerde Nazım Hikmet İçin neden ve nasıl kapıştı?

1950'li yıllarda Abidin Dino'nun evinde. Ahmed Arif, Oktay Rifat ve Abidin Dino ile Nazım Hikmet Yüzünden tartışır. Evde Yaşar Kemal de vardır ancak lafa girmez. Sonrasında o tartışmada evde olmayan Can Yücel de lafa karışır ve tartışma büyür.

“1950 öncesi yılları… Abidin (Dino) Abilerdeyiz…

Bir gün evde yine şiir konuşuyoruz. İçiliyor. Bir tartışma başladı. “Türk şiirinde devrimi biz yaptık,” dediler, “Nazım değil. Bir çağ varsa onu biz başlattık.” Şimdi hangimiz konuşacağız, bilmiyorum. Yalnız ben düşünüyorum. Nazım bunların akrabası, bunları yüceltmiş, tercümelerine yardımcı olmuş, yani aralarında bir hukukları var. Biz, dışarıdan halk çocuklarıyız. Nazım’la tanışmıyoruz, ne ben, ne Yaşar Kemal… Dedim ki: “Güzin Hoca Hanım’dan özür dilerim, benim hocamdır, ama bu, bir terbiyesizliktir. Kendinizi Nazım’dan daha büyük bir şair, çok daha önemli, edebiyatta çığır açmış, devrim yapmış adamlar olarak görmeniz soytarıca bir harekettir. Burada benim ağabeylerimsiniz ama, beni mecbur ettiniz.” “İkincisi,” diye devam ettim: “Diyelim ki ileri bir toplumdayız, her bakımdan, ekonomik bakımdan, politik bakımdan çok ileri bir topluma ulaştık. Ve o zaman konuşuyoruz. Şimdi değil, o zaman birileri çıkıp Türk şiirini yargılayacaksa ve siz de bu laflarınızla ortaya çıkarsanız, yani Yahya Kemal’e bir şey demezler, ama size hain derler. Ayıptır, hem Nazım’ı tanıyorsunuz, hem arkasından böyle konuşuyorsunuz.” Oktay Rifat, “Nazım’dan başka şiir bilmez misin sen?” dedi. Ben sesimi çıkarmadım artık. Ama Güzin Hanım işaret ediyor “Oku” diye… Ben de “Hani Kurşun Sıksan Geçmez Gecen”i okudum. “Bu kimin?” dedi Oktay Rifat. “Bir arkadaşın,” dedim. Fakat Oktay Rifat çarpıldı. “Korkunç, korkunç güzel bir şiir,” diye söyleniyor. “Ben bu şiirle elli tane şiir yazarım,” diye sürdürdü konuşmasını, “Malzemeyi nasıl böyle hoyratça harcıyor bu yahu…” O zaman şu karşılığı verdim: “Sen elli tane yazarsın, sulandırırsın konuyu, şiiri, mısraı… Bu boya ile elli resmi boyarım diyorsun. O zaman bu şiir olmaz. Yani senin yaptığını sanma ki biz bilmiyoruz. Sen Prevert’ten yürütüyorsun, Charles Nodier’den yürütüyorsun, sonra da bir yenlikmiş gibi sunuyorsun bunları…”

(Ahmed Arif Anlatıyor: Kalbim Dinamit Kuyusu, Refik DURBAŞ. Piya Kitaplığı 1997)

---

Sonra gel zaman git zaman Oktay Rıfat'ın 'şairler yaprağı' dergisinde (afyon da çıkıyor) şubat ve nisan sayılarında   'Şairin düşünürlüğü' ve 'şairin kahramanlığı' diye iki yazısı çıkar ardarda. (Can Yücel’in yazısına göre yazı daha önceden yayımlanmış)

 

Sonra Ahmed Arif: yine aynı dergide mayıs haziran sayısında Oktay Rifat'a 'şairin güçsüzlüğü' cevap verir.

 

Sonra Can Yücel üstüne vazife edinir, 'seçilmiş hikayeler' dergisinde 'kahramanlar saati' adıyla, mayıs 1956 da Ahmed Arif'e bir cevap döşenir.

 

Sonra Ahmed Arif, 'şairler yaprağı'nda temmuz sayısında Can Yücel’e 'Can Yücel' cevap' adında bir cevap döşenir.

İşin merkezinde sanırım, Ahmed Arif’in bahsettiği Abidin Dino’nun evindeki Nazım Nazım Hikmet Tartışması vardır.

Can yücel'in yazısının çıktığı dergide bir de şiiri var 'dinar yolunda devrilen bir fordun şöför ahmet için yaktığı ağıt' adında.

 

Hepsini alt alta koyunca Arif Afyon’dadır, Nazım'ın dinarlı şöfor ahmeti de Afyona giden bir kamyonun şoförüdür ve Can Yücel; Ahmed Arif ve Nazım Hikmet’i bir kefede harcama gafletine düşmüştür. (olabilir mi?)