Ana Sayfa Mektupları Şiirleri Biyografi Kitapları Hakkında Yazılar Duyurular Videolar Ordan Burdan Edebi Yazarlar Albüm İletişim
Şiirleri
Hakkında Yazılar
AHMED ARİF'İ ZİNDANLARA DÜŞÜREN ŞİİR

Ahmed Arif, gerçekten, bir şiir yüzünden tutuklanmış, aylarca işkence görmüş, hücreye atılmış, zindanlarda çürütülmüştür. Ah­med Arif fakülteye, bizden bir yıl sonra geldi. Önce askerliğini yap­mayı uygun bulmuştu. Bu yüzden, bizden bir sınıf gerideydi. 1947 yılında, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin Felsefe Bölümüne yazıldı. Ahmed, Diyarbakır’dan mahalle arkadaşımdır. Yıllar son­ra dost olduk. Felsefe bölümünde, doktora öğrencisi bir ablamız vardı: Melahat Türksal.Melahat abla, Türkiye Gençler Derneği'ninyö­netim kurulunda sayman üyeydi. Benim ilişkim, daha çok Pertev Naili Boratav’ın doktor asistanı İlhan Başgöz ileydi. Ahmed, Me­lahat ablaya daha yakın oldu. Giderek yakın dost oldular. Ahmed de, Türkiye Gençler Derneği’ne üye oldu. Sık sık, Melahat ablanın evine de giderdi.

1947'de, İtalyan Komünist Partisi’nin etkili üyelerinden Tog- liatti, faşistlerce öldürüldü. Ahmed Arif, bu ölümü yansılayan bir şiir yazıyor. “Yazıyor” diyorum, çünkü, şiir bitmemiş henüz.[1] Ah­med Arif, şiirin müsveddelerini ceketinin yan cebine koymuş, XV. Yüzyıl Kıraathanesi’ne gitmiş. Ceketini, askılığa asmış. Birisi, bu bitmemiş şiiri alıp çoğaltmış. Seksen nüsha çıkarıp Melahat abla­nın evine götürmüş, radyonun arkasına koymuş. Melahat ablanın haberi yok. Ertesi gün, iki sivil polis kapıyı çalıp içeri giriyorlar, hiçbir yere bakmadan, doğruca radyonun arkasına uzanıp yuvarlanmış seksen nüsha şiiri alıyorlar. Bu şiir, Ahmed Arifin Türkiye Komünist Partisi’nin iiyesi olduğuna, örgütsel çalışma yaptığına, anayasal düzeni yıkıp komünist düzen kurma eyleminde bulundu­ğuna kanıt sayıldı.

Bu olay üzerine harekete geçen polis, Melahat Ttirksal’ı, Şevki Ak- şit’i, Enver Gökçeyi, Mehmet Kemal’i, Nuran Ertaıı’ı gözaltına aldı. İki gün, Hacı Bayram’daki işkence yerinde hırpaladıktan sonra mah­kemeye sevk edildiler. Hepsi de, mahkemece tutuklandılar.’ Ahmed Arifin yaşamını altüst eden şiirden, belleğinde kalan bölümler şöyle:

 

Palmiro, Pal m ir o şanlı işçi.

Sıcak yaralarındaki barut kokusu Kesik, onanların sütü Ve kaçmıştır bebelerin uykusu Korku katedrallerinde yarımadanın Gün görmüş meydanları Roma ’ntn Bizimledir

Mavi mavi esen deniz meltemi Sicilya'nın güneşli kalçaları Kartpostal dalgınlığında Napoli bahçeleri Bizimle

Bizden yanadır hava Bizden yanadır su

Bizden yanadır Sinyor de Gasperi’nin Ve bütün sinyorların korkusu Ürkmüştür manastır fareleri*

(Togliatti'deıı)

Ne gariptir ki, yargılanırken, bu şiirden bir kez bile söz edilme­miştir. Ahmed Arif, Palmiro’yu şiirden saymazdı. Gerçekten de, he­nüz hamdır, tartım (ritim) düzenlemeleri yapılmamış, sözcük eko­nomisi kesin saptanmamış, imgeleri yerlerine yerleştirilmemiştir. Halkın huzuruna çıkarılmamış bu dizeler, savcının dosyasına gir­miş, mahkemeye sunulmamıştır. Mahkeme sonunda da, Ahmed Arif aklanmıştır.

Ahmed Arif, Palmiro şiirinden sonra minilenmişti. 1951 'de, ye­niden başlatılan solcu tutuklamasında, onu da, işinden alıp götür­düler. Dokuz gün işkence gördü. Ahmed’den istenen durum şuy­du: Herkesten zoıla para toplayıp komünistlere dağıtmışsın, bu durumu kabul et ve şu belgeyi imzala.Bu belgeyi imzalamadığı için, dokuz gün işkence gördü.[2] İstanbul’dan, İzmir’den, Ankara’dan ve başka yerlerden 184 kişi tutuklandı. 1951 Aralığında başlayan komünist avı, bir aya yakın sürdü. 1952'de, dosya, İstanbul Savctlığı’nda bir­leştirildi. Ahmed Arif de İstanbul’a götürüldü. Sansaryan Han'da dokuz numaralı hücreye atıldı. Ağır bir grip geçirmektedir. Buna karşın, işkence yapılmakta, doktora bile çıkarılmamaktadır. 128 güıı sürmüştür bu hücre hapsi. Sonunda, Harbiye Cezaevi’ne gön­derilir. Bu işkenceler, Ahmed Arifin üzerinde ağır izler bırakmıştır. Birtakım sesler duymaya başlamıştır. Bir keresinde, bileklerini ke­serek kendisini öldürmek istemiştir. Hastahaneye kaldırıp ameli­yat ediyorlar.[3]

Ahmed Arif, bu kez, kolay kurtulamaz. Savcılıkça tamamlanan dosyalar, Ankara Garnizon Komutanlığı 2 Numaralı Askeri Mah- kemesi’ne gönderildi. Mahkeme, 15 Ekim 1953 günü başladı. Arif Hikmet Bey, bıı olaylardan hiç haberdar edilmemiştir. 0, oğlunun Avrupa’ya gittiğini sanmaktadır. Ne yazık ki, Ahmed hücredeyken, Başkomiser Sacit Bey, geceyarısı bir telgraf getirir. Babası ölmüş­tü. Ahmed, bu olayı, yaşamının "en büyük acısı"olarak nitelerdi. Da­yanamaz bu acıya şok geçirir/' Kasımpaşa Deniz Hastahanesi’nde tedavi edilir. İyileştikten sonra yeniden Sansaryan Han’a getirlir, hücreye konur. Trajik bir yaşamdır bu.

Dosya, yargının önüne çıkarılınca, Ahmed de, İstanbul’dan An­kara'ya getirilir. Mahkeme, 7 Ekim 1954’te sona erer. Ahmed Arif


Önal, 2 yıl hapis, 8 ay Urfa’da gözetim altında tutulma cezasına çarptırılır. Kamu haklarından da kısıtlıdır artık. Mahkeme kararın­dan sonra, Ahmed, yeteri değin yattığı için, hemen tahliye edilir. Mahkemeye başvurarak nezaret cezasını Diyarbakır’a naklettirir. Diyarbakır’da, bacısı Nezihe Erdoğan vardır. Nezihe Erdoğan tarih öğretmenidir. Bir süre, bacısının yanında kalır, iş bulıır, ama buna­lımdan kurtulamaz, Ahmed Arifin yaşamı hapis korkusunun tutsağı olmuştur. Bu yüzden de, bir daha şiir yazamaz. 1%7’de, Aynur ha­nımla evlenir. Ahmed, evlilikten sonra düzene girer. Oğlu olmuştur. Adını Filintakor. Gönlünde, hâlâ militan bir coşku vardır.

Palmiro'dan sonra karartılmıştır dünyası. Bütün şiirlerinde, ha­pishanenin gölgesi vardır. Ahmed, Palmiro’yu çalışıp yeniden ya­zabilirdi, ama yapmadı bu çalışmayı, bu şiirini de kitabına almadı. Hapishane, onun dengelerini altüst etmiştir. Dostlarını bile yitir­miştir bu ruh haliyle. Muzaffer İlhan Erdost, bir hapishane giinünü şöyle anlatıyor: “Aylardan sonra, nöbetçi memedin bir yaşlı kadının getirdiğini söyleyerek uzattığı iki saikım iizümii, kim olduğunu, kimden geldiğini bilmediği üzümü -hayır yemez, bakar ona- çünkü, o üzüm de­ğildir, belki memedden, belki yaşlı bir nineden, belki bir tanıdıktan, belki akrabalıktan, belki felsefeden gelen yakınlıktan sızan bilincin ışığıdır. Yeşil soğan, karanfil kokan cıgara, zııladaki mahzun resim, bu henüz öldürülmemiş direncin derindeki sessiz s esleridir.''[4]

Hapishanede, bir gece yarısı, arka hücrelerden birinin pence­resinden görülen bir el, bütün bu imgeleri doğuruyor. Nazım Hik- met’in, hapishane penceresinden, Ahmet Usta’mn ipe serilmiş iş gömleğini görmesi gibi. Çağrışımlı imgelerle kurulmuş güzel bir aşk şiiridir İçerde.Neden bu güzel aşk şiirini, devrimci eylemler­de okurlar bilmem. Sanırım, hapishanede yazılmış olmasındandır. “Demir kapı", "ranza”, “zincir”gibi sözcüklerin varlığı, şiirin mili­tanca algılanmasına yol açıyor herhalde. Oysa, Ahmed'in en sessiz şiiridir "İçerde".Bir mahpusun ruh durumunu çok derinden yan­sılıyor. Onda sosyalist bir devrim iletisi bulanlar, sanırım, Ahmed Arifin kişiliğini öne alıyorlar. “İçerde”, Türk yazınının en güzel aşk şiirlerinden biridir. Bir mahkûmun, özgürlüğü, dostluğu, yurtse­verliği, sevgiyi, ortak bir duygu olarak yansılamasıdır. "İçerde"nr sözcük ekonomisi, hapishaneyi yansıtan sözcüklerle kurulmuş:

Haberin var rnı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere.

Yastığım, ranzam, zincirim,

Uğruna ölümlere gidip geldiğim, kulamdaki mahzun resim,

Haberin var mı?

Görüşmecim yeşil soğan getirmiş,

Karanfil kokuyor cıgaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin.. .s

Ahmed Arifin şiiri üzerine düşünenlerden biri de Cemal Süre- ya’dır (1931-1990). Cemal, Ahmed Arifin şiirini, çıkış dönemine göre değerlendiriyor. Ahmed Arifin ilk şiirleri, 1948-1950 yılları arasında, bir iki dergide görüldü. Bu sıralarda, “Orhan Veli ve arka­daşları şiire iyice hâkim görünüyorlardı. Garip dönemi bitmiş, Sabahat­tin fyuboğlu’nun deyimiyle, 'halk olarak sana t’m dolaylarında dolaşıl­maya başlanmıştı.'"’Cemal’in söylediğinden anlaşılıyor ki. "Garip" şiiri, yön değiştirmesine karşın egemenliğini sürdürüyor. Bütün gençler, Orhan Veli’ye, Oktay Rıfat’a, Melih Cevdet’e öykülenmele- rine karşın, Garipçiler, şiirlerini gözden geçiriyorlardı. Orhan Veli (1914-1950), garip şiirinin çöküntüye uğradığını kavramıştı. Yirmili yaşlarında, şiiri, beylik kalıplardan, oyunlardan, basitliklerden kur­tarmak için yeni olanaklar aradıklarını, şiirin sınırlarını biraz daha genişletmek istediklerini, ilk iş olarak da, yaşayan şiire karşı gel­mek gereğini duyduklarını anlattıktan sonra, “Gayretimizin nasıl bir sebebe dayandığı anlaşılınca biz de biraz yumuşar gibi olduk. Gelgelelim bu sırada şiire girmiş olan bazı şeyler, şiirin öz malı imiş gibi yerleşti kaldı

Ahmed Arif agy, s.6f>.



[1]     Şevket Beysanoğlu-Vecihi Timuroğlu, agy. s.33-34-35.
[2]      Zeynep Oıal, "Edebiyatımızdan On İnsan. Bin Yaşam". Milliyet Sanat Dergisick:2, Ah­med Arif, s.7, 15 Mayıs 1988.
[3]      Adar Sayılgan. Türkiye'de Sol Hareketler,s.370. dipnot 141, 3. Baskı. Otağ Yayınlan,
I97(i, İstanbul
[4]      Muzaller İlhan i-rdosı, agy. s.82.

Diğerleri

Hasretinden Prangalar Eskittim. Reklam Sahnesi

Ahmed Arif Ve Niyazi Akıncıoğlu Üzerine

Şiir Analizi | Gülten Akın: “Ahmed Arif’in şiiri baştan sona somut gerçeklere dayanan bir şiir

TAMBURANIN TELİ / Can YÜCEL

AHMED ARİF'İ ZİNDANLARA DÜŞÜREN ŞİİR

Tanzimat’tan sonra şiirimiz

Degişim İçin Önemli Adım

Ahmed Arif üzerine düşüneceğimiz...

Ahmet Arif'i Yaratan Ortam

Rasim Öztekin, Ahmet Arif oldu

Ahmed Arif, Hasretinden Prangalar Eskittim kitabının yayınlanma öyküsünü anlatıyor

33 Kurşun'un filmi çekiliyor

Bob Marley

yaşamak direnmek...

Bob Marley

Zinedine Zidane

Wintu Kabilesi’nden bir kadın

Sioux Kabilesi Ayakta Duran Ayı

SENİ ANLATIYORUM ÇARPIŞMADA /Abidin AYDIN

SENİ ANLATIYORUM ÇARPIŞMADA /Abidin AYDIN
 
 
Site İçi Arama
 
Üye Girişi

Kullanıcı Adı :

Şifre :

 
Kayıt Ol - Şifremi Unuttum
   
COPYRIGHT 2010 © Her Hakkı Saklıdır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Alıntı Yapılamaz.
Networkbil.Net

Evden eve nakliyat    Eyüp Evden eve nakliyat